Anasayfa

Hakkımda                                               dna-gif.gif (12480 bytes)                                                                                  

 

On-onbir yaşlarımdaydım galiba, bir gün gazetede trafik kazası sonucunda arabada sıkışarak çığlık çığlığa yanarak ölen bir çocuğun trajik hikayesini okumuştum. Ölümün, insanları Allah’ın yanına alması olarak düşünüyordum. Bu trajik hikayeyi okuduğum zaman hayal kırıklığına uğramış, “neden…? Neden bu çocuğu yanına almak için bu yolu kullandın? “ diye sormuştum. Senelerce sordum bu soruyu kendime, kendime soruyordum çünkü O’na soramayacak kadar kırılmıştım. “Çocuklar melekti, ille de yanına almak istiyorsa neden uyurken almadı “ diyordum.

Hayal kırıklığımla birlikte dua etmeyi bıraktım. Zaten bu esnada aslında bir şeye/yardıma ihtiyacım olduğunda Allah’ın aklıma geldiğini fark ettiğimde kendimin de bir riyakar olduğunu görmüştüm. Böyle de olmaması gerekiyordu. Pek kolay değildi ama artık yardıma ihtiyacım olduğunda kendimden başka güvenecek, isteceyek kimse yoktu. Yine de bazan etrafımda dönen küçük süprizler dikkatimi çekmiyor değildi. Aslında şanslı bir insandım, beni seven bir ailenin içindeydim. Hiç aç kalmadım, hiç çatısı olmayan bir evde kalmadım, hiç sevgisiz kalmadım. Yoksa kayrılıyormuydum ne…? Bazı şeyleri dilediğimde oluyordu. Üşüdüğüm bir gün babam o civarda işi çıkıp, okuldan almaya gelirdi. Canım muz istediğinde bütün ev halkının birbirinden habersiz ayrı ayrı muz getirdiği de olmuştu. Bir şeye üzüldüğümde o üzüntüyü dengeleyecek başka olaylar oluyordu.

Din, mezhep ayrılıkları beni çok rahatsız ediyordu. Dinler menfi değil, müspet düşünceler için varken, insanlar nasıl oluyorda ayrımcılık yüzünden hatta birbirlerini bile öldürüyorlardı? Ben mi anlamıyordum yoksa..? Pozitif olan bu düşüncelerin, olumsuz eylemlere dönüşebilmesini hala anlamam, anlayabileceğimi de sanmam.

Yirmili yaşlarıma yaklaşırken aslında negatif, hem de pozitiflerin içinde olduğumuzu ve bunların bir çeşit güç olduğunu düşünmeye başlamıştım. “Uzay sonsuzdur ama sınırlıdır” a epey kafa yormuş, evren üzerine düşünmeye başlamış, okudukça aslında ne kadar az şey bildiğimi görmüş, bazan da bir şey buldum sanırken, o düşüncenin daha gelişmişini ben doğmadan bin önce bulduklarını okumuş, hayrete düşmüştüm. Bu hayrete düşmenin yıllar itibarıyla arttığını söylememe gerek yok.

Zamanın Eşiğin de” anlattığım gibi Zamanın bir yanılsama olduğunu yirmili yaşlarımın ortasına doğru anladım. Belki teorik fizik öğrenen birine göre daha şanslıydım çünkü pratik olarak görmüştüm ve sadece ilişkiyi kurmak kalmıştı geriye.

Yolun yarısı dedikleri şuan ki yaşımda ise, Kişisel Gerçeklik üzerine düşünüyorum, on yıldır yaptığım kendime göre bir meditasyonla, nerede olursam olayım çok ihtiyacım olduğunda biraz nefesle birlikte galiba kendi Kişisel Gerçekliğim’e müdahele ediyorum. Bazan yapmayı unutsam da… Tabi luzumlu, luzumsuz her an değil. Acaba bu müdahale bir gün tüm evreni/evrenleri güzelleştirmeye yeter mi..? Ya da başka bir düşünceye göre ben değişirsem, herşey değişir mi..?

Bu site de Net’te Türkçe yazı/araştırma olmayan konularda yer vermeye çalıştım.

07.11.2001

Hülya Xxanadu

Fonda çalan ise, Villa-Lobos_Etude_No1b

Son güncelleme

19.05.2003 12:52:16.HüLYa